Bu seferki, herhangi bir şiddet sahibi
gücün, hayatlarımızı kuşatma ve baskı altında tutup, yıkıcı bir
uysallıkla, sonu gelmez buyruklarına boyun eğdirmelerinden farklı.
Gazetelerde yazan, televizyonlarda konuşan, dergilerde söyleşiler
yapan, geniş salon toplantılarında hipnotik seminerler düzenleyen
psikiyatristlerin her anlattıklarından kendime bir pay çıkarıyorum.
Televizyondan gözlerimin içine baka baka, “hey camın arkasında duran
adam, işte bütün bunları sana söylüyorum” dediklerini hissediyorum ve
iliklerime kadar ürperiyorum.
Burada olduğumu biliyorlar. Ne yaptığımın, aklımdan neler geçtiğinin,
kırılganlığımın, tek başınalığımın farkındalar ve durmaksızın toplum
için, modern hayat için ne kadar tehlikeli olduğumu söylüyorlar.
Daha dün bir köşe yazısındaki tespitlerden hareketle, cinayete,
uyuşturucu ve alkol kullanımına, sürekli kadınların peşinde olmaya ne
kadar yatkın olabileceğimi anlamış bulunuyorum.
Hayatım boyunca plan yapamayacağımı, heyecan peşinde koşturacağımı,
arzularıma yenik düşeceğimi ve sürekli tutarsızlıklar sergileyeceğimi de
öğrendim. Öylesine korkunç neden-sonuç ilişkileri kuruyorlar ki
bunların dışında kalabilmek imkansız.
Psikiyatristlerin, psikologların, yaşam koçlarının ve bilmem ne
haltla uğraşan adamların gün geçtikçe daha hakim tepelerden halka
seslenişlerde bulunmalarından nefret ediyorum. İşin kötüsü bunu bize de
inandırdılar. Gecekonduda oturan ve saçlarını komşusunun boyadığı kadına
da, bir tek tırnağının kırılmasını yeryüzünün en önemli olayı sayacak
kadar kendine dönük kadınlara da bu duyguyu iman derecesinde aşıladılar.
Artık onlar olmadan hayatımıza devam edemeyeceğimize dair sarsılmaz
bir inanç taşıyoruz. Bu çağın önderleri, popüler kimlikleri, büyücüleri,
planlayıcıları psikiyatristler oldu.
İşin kötü tarafı kendime bile itiraf edemeyeceğim şekilde, bazılarının doğru söylediklerini biliyorum.
Teslim olmak niyetindeyim.
Kendimi olur olmaz şekilde sayıklarken yakalıyorum mesela. Bir filmin
aynı sahnesini defalarca izlememi nasıl açıklayacağım? Roman
kahramanlarının bir yerlerde yaşıyor olduklarına inanmaktan kendimi
alamıyorum.
Yalnızlığın ve hüznün hastalık sayıldığı bir dünyada kendimi daha fazla gizleyemeyeceğimin farkındayım.
Burada olduğumu nasılsa biliyorlar.
Bu dünyada varolabilmek için, her sabah uyandığımda da yeni bir sebep
aramak pek de normal insanlara özgü bir davranış olmasa gerek.
Teslim olmaktan başka çıkar yol kalmadı elimde. Arzu ettiğiniz renkte bir hapı hiç sorgusuz sualsiz yutmaya hazırım.
“Yalnız hüznü vardır kalbi olanın” diyen adamı sevmeye devam edeceğim bilesiniz, renkli haplarınızı yutsam da.
Çünkü “hüzün öylece orta yerdedir.”
Tarık TUFAN