Sizin hiç hayatı kaybettiğiniz oldu mu?
Benim bir kez oldu. Tedirginlikle ve korkuyla kaybettiğiniz. Gözyaşımı
hatırlayamadığım andı ve yağmuru. Çocukluğumdan kaybettiğim günleri
hatırlıyorum. Nerde çalışmıştım acaba,nerde oyun oynamıştım. Ustamdan
dayak yiyişimin sebebi neydi ? Ve sonra içli içli ağlayışlarım.
Gözyaşlarımı nereye düşürmüştüm.. O makinadan bu makinaya koşarken,
işleri yetiştiremediğim yer neresiydi. Ustadan fırça yememek için olanca
hızımla çalıştığım gün! Hangi gündü acaba? O oyun oynadığım yer…
Sizin hiç yaşamınızdan bazı günleri kaybettiğiniz oldu mu?
Nerede düşürdüğünü hatırlayamadığınız. Benim oldu. Büyük bir
tedirginlikle, ansızın hastane yolunda koştuğumuz. İsmi neydi ve
neresiydi hatırlayamadığınız. Sizin hiç yaşamınızı kaybettiğiniz günler
oldu mu? Nedensiz. Soruları yitirdiğiniz… İlk aldığım haftalıkla
heyecanla eve doğru koşarken.. Otobüse biletsiz binmeye çalıştığım anı
ve ilk aldığım haftalıkla bir gazete bayiinden aldığım mizah dergisini,
bir köşeye çekilip defalarca kere, çevirip çevirip okuduğum zamanı,
güldüğümü, tekrar güldüğümü, tekrar okuduğum zamanı. Bir gece kaybettim.
Bir gece kaybettim Texas,Tommix, Zagor okurkenki heyecanım. Bir gece
kaybettim okumaya çalıştığımı. Ders kitaplarımın arasına, kimse görmesin
diye özenle sakladığım kitaplarımı.
Ne zamandı? Nerdeydi? Bir konfeksiyon atelyesinde, bir gömlekçide
çalışırken, dükkana gelen top kumaşları sırtıma almış alın teriyle
taşımaya gayret ederken karşılaştığım tarih öğretmeni o bayana ne
söylemiştim? Utanmış mıydım yoksa? Bana yoruluyor musun oğlum dediğinde,
kan ter içinde ve utanarak, sıkılarak, “hayır hocam, hayır öylesine,
çalışıyorum işte” dediğim gün. Kaç yaşındaydım? Sonra, sonra hergün
kumaş topların taşırken bir başka öğretmenime rast gelir miyim diye,
heyecanla etrafa bakıştığım o an. Neredeydi? Hangi gündü? O beni çok
seven tarih hocamın, o güzel bayanın yüzüne tekrar bakabilecek cesareti
aradığım o gün…
Sizin hiç yaşamınızı kaybettiğiniz oldu mu?
Akşam iş bittikten sonra koşaradım Beyazıttan evime doğru koşarken, iki
adamın beni çevirip kitap okuyor musun? diye sorduğunda “evet” diye
cevaplarken, bana bir kitap hediye ettiklerini, Halid Bin Velidin
hayatını anlatan o kitabı hediye ettiklerini ve defalarca, bi kez daha,
bi kez daha okuduğum o kitabı kimden almıştım? O adam niçin, niçin yolda
koşarken çevirip bana o soruyu sormuştu, namaz kılıp kılmadığımı. Kitap
okuyup okumadığımı. Hangi gündü? Kimdi o adamlar? İlk kez bana kitap
verildiğinde, ne kadar çok sevindiğimi bir gece unuttum. Akşam vakti
olduğunda ustama ısrarla bu işide bitirdim, bu işide bitirdim deyipte,
ustanın beni eve salmasını istediğim içten içe ve bunun için sık sık
işimi bitirdiğimi vurguladığım. Ustamında galiba eve gitmek istiyosun
dediğinde sıkılarak, gözlerinden gözlerimi kaçırdığım an. Ne zamandı? O
ustamın adı neydi acaba? Ayakkabıcı dükkanında çalıştığımi gedik paşada
çalıştığım gün, O ustamın adı acaba hüseyinmiydi dersin.
Sizin hiç yaşamınızı kaybettiğiniz oldu mu?
Yaz gelmesini istemediğiniz. Çünkü tekrar çalışmak zorunda olduğunuz
günler. Kentin kayıp çocukları olduğunuz anda, hissettikleriniz. Sabah
sabah işe gitmeniz için, ilkokulu henüz bitirmişken, yaz tatilinde işe
gitmeniz için,anneniz sizi uyandırdığında, işe gitmemek için “karnım
ağrıyo” dediğiniz. Sonra annenizinde şevkatli kollarıyla başınızı
göğsüne yaslayıp, başınızı okşadığı oldumu?
Ogün hangi gündü? Karnım neden her sabah ağrırdı? İşe gitmek
istemeyişimin sebebi neydi? İlk defa, ilk defa yanımda içki, içildiğini
gördüğüm ilk anda,kokudan midemin bulandığını söyleyerek kaytarmak için
iki saat üç saat dışarda gezdiğim anlar. Hangi gündü acaba, kimdi o
insanlar, yüzleri nerdeydi? Hangi sokakta yitirdim?Nerde bıraktım? Hangi
defterimin arasındaydı? Hangi anımdaydı?
İş aramak için yola koyulduğumda, bir bakkala girip, “çırak lazımmı abi”
diye sorduğum anı. O bakkala girmemdeki sebep neydi acaba? Şeker
sattığı için mi? Plastik top sattığı için mi? Ciklet sattığı için mi?Bir
bakkalda çalışmak neden bu kadar cazipti? Ne olacaksın diye
sorduklarında hiç bir zaman “pilot olucam,doktor olucam” diye cevap
vermeyipte, büyüyünce mobilyacı olucam dememdeki sebep neydi acaba? Bazı
komşuların evlerinde gördüğüm o şatafatlı mobilyalar mı? Bunları satan
insanların çok para kazandığını düşünmek oldukça cazip gelmişti.
Çocukluğumun mesleğini nerde düşürdümki? Nerde kaybettim?
Sizin hiç yaşamınızı kaybettiğiniz oldu mu?
Annenizin gecenin geç saatlerine kadar, ayakta kaldığını, yorganın
altında kafamı uzattığımda, annemin örgü ördüğünü gördüğüm anda, içimden
geçen o şeyler. Ve annem örgü örerek, bana bir spor ayakkabı, oldukça
fiyakalı bir spor ayakkabı aldığında, ne kadar sevinmiştim. Sabahlara
kadar örgü örüp ve onları satıpta sırf arkadaşlarımın arasında, onlara
özenmeyeyim, imrenmeyeyim diye bana spor ayakkabı aldığını.. Hangi
gündü? O gün hangi gündü?O gün hangi gündü? O ayakkabıyı senelerce
giymiştim sanırım.
Sizin hiç yaşamınızı kaybettiğiniz oldumu?
Bir gece vakti, kaybettiğiniz çocukluğunuz. Soruları kaybettiğiniz
oldumu dostlar? Gecenin bir vaktinde sayfalar dolusu yaşamınızı
kaybettiğiniz. Hangi kitabın arasında? Yırtıp atmışmıydım? Yakmışmıydım
onları? Bir yerdemi unuttum?
Pazarda limon satmak niçin o kadar keyifliydi? Cebimde sürekli para
olması bir gurur bir onurmu verirdi? 400 lira haftalık alır almaz,
anneme koşup gururla, bir adam gururuyla, büyük bir adam gururuyla ve
onuruyla. Anne! Sana getirdim dediğimde, gözlerimden akan şimşekler,
alnımın aklığı, vücudumun dikliği, büyük bir adam oldum, para kazandım
demenin muzaffer edası. Ve sonra her hafta aldığım her parayı kuruşu
kuruşuna yaşamın en kutsal yüzü annemin eline bıraktığımdaki o
dayanılmaz keyif, o anlatılmaz his, o sıcaklık, o varolma hissi, o özgür
olma hissi, o büyük adam olma hissi…
Onu nerde bıraktım? Kim çaldı? Sıra arkadaşlarımdan birimi? Bir tren
yolculuğundamı kaptırdım? Kim? Neden alsındı? Düş kırıklığım kaybettiğim
oyunlarım.
Sizin hiç yaşamını kaybettiğiniz oldu mu?
Bir gece vakti. Boğazınıza düğümlendiği, konuşamadığınız, susamadığınız, ağlayamadığınız, hıçkıramadığınız bir an.
Hiç bir yere not etmediğiniz yaşam sayfalarınızın kayboluverdiği bir an.
Sabahleyin erkenden işe kalkınca aldığınız sınav sonuç gazetesine
tedirgin gözlerle baktığınızda yaşamınızın bir anda değiştiği an.Baba
beni mahçup ettin arkadaşlarımın rasında. Çünkü en güçlü benim babamdı.
Benim babam yapardı, benim babam söylerdi. Benim babam gelirdi. Ben
babamla yazlık sinemalara giderdim. İki film yanyana oynardı. Üşürdüm ve
sokulurdum babamın yanına. İkinci filmin sonunu asla seyredemezdim,
uyuya kalırdım. O üşüme sıcak bir uykuyu beraberinde getirirdi. Ve büyük
bir güvenle babama doğru yaslanırdım. İkinci filmin sonunu asla
seyredemezdim. Beni arkadaşlarımın arasında mahçup ettin baba! En güçlü
sendin. Sen söylerdin. Sen götürürdün. Şimdi yoksun. Şimdi
arkadaşlarımın yüzüne bakamıyorum. Şimdi onların gözlerine bakamıyorum.
Bunu hiç beklemezdim. Hastane koridorlarında, Allaha ısmarladık!
deyişimde sesim hiç titrememişti. Çünkü yarın vardı. O güçsüz duruşun
asla gözümün önünden gitmedi. Sonra birgece kaybettim.
Sizin hiç yaşamınızı kaybettiğiniz oldu mu? Beklentilerin büyüdüğü,
yalnızlıklarında büyüdüğü. Siz hiç bu kentin kayıp çocuklarından biri
oldunuz mu?
Sizin hiç sokaklarınız kayboldu mu? Siz hiç yolunuzu bulamadığınız,
çocukluğunuzu, oyunları kaybettiğiniz oldu mu? İş yerinden kaçmak için
değişik şeyler uydurduğunuz oldumu?
Sizin hiç yaşamınızı kaybettiğiniz oldumu bir gece vakti?
Gece yarısı otobüs seyehatlerinde, mola yerlerinde bir bardak çayla dahi
hatırlayamadığınız. Kaybettiğiniz göz yaşları, kaybettiğiniz alınteri
oldumu hiç? Siz hiç, yaşamınızdan bir sayfayı kaybettinizmi?
Çocukluğunuzu. Siz hiç yürüdüğünüz yolları, gittiğiniz bir lokantada az
para vermek için, bir tek çorba içip yanında bolca ekmek yediğiniz o
lokantayı ve lokantada çalışan yaşlı kadının şevkat dolu bakışlarını.
Her gün, hergün mutad bir şekilde içtiğim çorbayı nerde unuttum? Nasıl
kaybettim? Gece atelyede yatarken, kumaşları doldurduğumuz o çuvalları
yere serip bir yatak gibi rahatça, uyumaya çalıştığınız ilk anda sabah
olduğunu, güneşin doğduğunu ve ilk defa güneşin doğmasında o kadar
nefret ettiğiniz bir an var mı? Tekrar çalışmak için, gecelediğiniz
atelyelerde, bir arabesk sözlerin altında, arabesk hüzünlerin eşliğinde,
atelye de üzerinde yattığınız çuvallar. Neredeydi? Ne zamandı?
Sizin hiç yaşamınızı kaybettiğiniz oldu mu?
Bir kentin ortasında…
Tarık TUFAN