"intihar
beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar. ben de intihar etmeye karar verdiğimde beş yaşındaydım işte. olay şöyle gelişmişti. bunaltıcı bir yaz akşamıydı. hava çoktan kararmaya başlamıştı ama babam yine ortalıkta gözükmüyordu. annem pencerenin önüne çektiği sandalyeye oturmuş yolu gözlerken bir yandan babama ileniyor, diğer yandan da bir dilim karpuzu dişliyordu. sonra bir ara gelip bana iyi bir sopa çekti. ya bir yaramazlık yapmış, ya da sinirini bozacak bir laf etmiştim herhalde. anımsamıyorum şimdi. belki de bir şey yapmamıştım. her neyse, fena benzetmişti beni. ama kendimi bu yüzden öldürmeye karar vermedim. bu ne ilk dayak yiyişimdi, ne de yediğim en kötü dayak. annemin, beni patakladıktan hemen sonra sıhhi durumumu kontrol etmek gibi sapıkça bir huyu vardı. bacaklarımı incelerken kaval kemiğimin çok kötü şiştiğini, morardığını ve kanadığını gördü. derhal ecza dolabından sargı bezi, tendürdiyot falan getirip pansuman yaptı yaraya. pencerenin önündeki yerine döndüğünde onun ağladığını fark ettim. başını avuçlarına gömmüştü ama arada bir kafayı kaldırıp yolu kesiyordu yine de. “ellerim kırılsaydı,” diyordu kendi kendine. dokunmuştu bu hali bana. “hayır anne, kırılmasın ellerin,” dedim yaralı bacağımı ona uzatarak. “geçsin, gene döv.” ben bu lafı edince o daha da böğüre böğüre ağlamaya başladı. ağlarken ağzının kenarından karpuz suları sızıyordu. acınası bir hali vardı gerçekten. işte o zaman, bu kadarı yeter dedim. göreceğimi gördüm, çekip gitmenin zamanıdır bu berbat yerden. babam anneme acı çektiriyordu, annem bana ve ben, muhtemelen her ikisine de… anlayacağınız, kararım fevri değil gayet mantıkiydi.
Devamı...