Bu adamın yazılarını okudukça okuyasım geliyor.. :) ve de sizlerle paylaşasım geliyor..
Buyrun okuyalım hep beraber :) Yorumlarımızı Eksik etmeyelim ama lütfen...
Yazarın hatasız olanından hoşlanmam. Hatasız olduğunu kabullenen kibirli tipler itici geliyor ama en çok da benim gibi tevazu sahibi adamların kendi hatalarını görüp özür dileyenlerine bayılıyorum 
Evet, geçen gün yazdığım “Cumhuriyet Paşaları Cami Yaptırdılar mı?” yazısındaki hatalarım için özür diliyorum.
Cumhuriyet Paşalarının cami yaptırmasına gerek yok. Onlar camideki insanları rahat bıraksınlar yeter! Türbanın, tesettürün peşini bırakmaları bize ziyadesiyle yetecektir. Başını örtmek isteyen kadınlarımızın açılıp saçılmasında kimsenin bir menfaati yoktur zannediyorum ama çayın bile açığını içen paşaların Frodyen olarak incelenmesi gerektiğini de söyleyemem, buna cesaretim yetmez…
Sonradan şunu fark ettim, sanki cami yaptıran her adam iyi bir adam mı?
Sağcı muhafazakârların günah çıkartma yöntemi olarak kullandığı cami yaptırma eyleminin kaçı masum ve temiz? Hayır için yaptıranlara elbet sözümüz yok fakat maalesef cami yaptıran bir çok insanın yüzünü görünce kendi güneyimi garantiye almam gerektiğine dair fikirler oluşuyor beynimde 
Namaz kılmayıp cami yaptıran insanlar tanıyınca bilimsel hayretim zirve yaptı. Bu durumun altından kalkamıyorum, şeytan dürtüklüyor günaha girmek istiyorum!
“Yüz binlerce caminin olduğu memleketimizde acep kaç tane takvadan sararmış mümin var ki?” sorusu beynimi kurt gibi kemiriyor 
Namaz kılmayıp cami yaptıran güzide insanlarımıza şunu söylemek istiyorum: “Git okul yaptır kardeşim, en azından vergiden düşersin, münafık olup Allah’ın huzurundan düşeceğine vergiden düş…” Üzülerek yazıyorum fakat böyle düşünüyorum.
Pişmanlık bizi tövbe kapısına götürür. Tövbenin kabulü için yıllar boyu ibadet, zikir ve pişmanlıkla dökülen gözyaşları gerekir, yani bizi arındıran durup dinlenmeden ettiğimiz ibadetler ve gözyaşlarımızdır. Oysa çoğumuz, günahlarımızı iyiliklerimizle örtmeye çalışıyoruz. Yaptığımız iyiliğin farkındaysak ve sürekli iyiliklerimizi not alıyorsak, onların reklamını yapıyorsak ve hatta abideleştiriyorsak o iyilikler bizi cennete götürmeyebilir! İhlasla yapılan iyilikleri kişinin kendisi bile fark edemez… Allah rızası için yaptığımız, hatırlayamadığımız, daha yaparken unuttuğumuz ibadet ve iyiliklere ihlas denir. Günahlarımızdan dolayı pişmanlık yaşamadan, gözyaşı dökmeden, ibadetle yıllarca sabahlamadan cami yaptırarak kurtulamayız.
Tasavvuf tarihi, tövbekârların aç, susuz kalarak nasıl ibadet edip gözyaşı döktüklerini anlatan hikâyelerle doludur. Günahlarımızı affettirmek için yine namaz niyaz hak getire diyerek cami inşaatında yıllarca ellerini kıçına bağlayıp gezen adamın niyetinden şüphelenmemek elde değil. Delikanlı, cesur, utanmadan erkek gibi işlediğimiz günahların tövbesini kadınlar gibi sabahlara dek yıllarca ağlamadan, ibadet etmeden yaparsak Cenab-ı Allah bağışlar mı zannediyorsunuz?
Günah; bizi yaratan, doyuran, giydiren kısacası rızkımızı temin eden Rabbimize karşı nankörce, körlükle, cesaretle işlediğimiz suçlardır. Allah’tan utanmayı bilmeyen, namazlarını kılmayan insanlar nasıl oluyor da cami yaptırarak af bekliyorlar hayret? Elbette Allah’ın affından, rahmetinden ümit kesilmez ama her günahtan sonra suçumuzu mazur görerek, yüzümüz kızarmadan kendimizi Allah’ın yerine bağışlarsak her şeyin üstüne bir de edepsizlik yapmış olmaz mıyız?
Biz günahkârlara yakışan tek şey suçlarımızdan sonra pişman olup iki gözümüzü tövbe çeşmesi yapmaktır ve bu çeşme kibrin camisinden evladır vesselam…
Alıntı : http://www.bulentakyurek.org