Artık Leyla ile Mecnun izlemeyi ve çay içmeyi bıraktığını söyleyen Güven Adıgüzel’in son mektubu.
Allah’a,
bizleri ölümle tedavi ettiği için
hep şükretmeliyiz.
Yoksa hepimiz
hırs kanseri olurduk.
( İbrahim TENEKECİ)
Dağınık bıraktığımız tüm zamanların adıyla başlamıştık çünkü hayata…
Daha güçlü, daha büyük, daha kudretli, daha başarılı, daha iyi, hattı zatında en iyisi olmak vardı işte; herkesin ve her şeyin. En’lerin ve daha’ların dünyasında modernizmden, konformizmden ya da insan ruhunu çürüten, kemiren, daraltan diğer tüm sancılı izm’lerden muaf değildik elbette.
Modern insana karşı teslim ol çağrılarının tekrarlanıp durmasının altında muhteşem yenilgiler de yatıyordur aslında. Görkemli yenilgiler, görkemli ve savruk. Gülüşüne aldandığımız bir hayatın şuh kahkahası gibi suratımıza çarpıp duran hakikat insanoğlunun hırs kanseri olup çıktığına mı dalalet ediyordu, bilinmez.
Yaşadığı sarsıntıyı bile bambaşka bir güce, yenilenmeye tahvil etmeye çalışanlara, bir acıyı yaşamayı, bu acı beni güçlendirecek komplosuna tercih etmeye dünden razı olanlara, yani sürekli beklentilere gönül indirenlere, mütemadiyen düşünenlere ve hep hesap edenlere karşı çok başka dilde söylenmiş bir şarkının adıydı İsmail abi. “Ama ben güçlü olmak istemiyorum ki, ben şekerpareyi istiyorum’’ serzenişi çok sahici bir sesleniş sayılmalıdır işte bu yüzden.
Devamı...