Mailinizi yazarak Maillistemize abone olun!

“Patronunuz Şeytan Bey’dir ve sizden de çok hoşlandığını söyleyebilirim.”
Neydi bu şimdi? şaka mı? “Öyle mi?” dedim bu manyakça oyuna bir tur ayak uydurmaya karar vererek. “Nereden biliyorsunuz?”
“Kendisi söyledi.”
Elimden geldiğince aptal gibi görünmemeye çalışarak gülümsedim.
“Ben kaçırmışım o kısmını.”
“Sizin hatanız değil. Telepatik olarak iletti düşüncelerini.”
“Evet anlıyorum,” diye kestirip attım, yeni işimi daha başlamadan bırakmak zorunda kalmamak için. “Öyleyse kendisine teşekkürlerimi de iletin.”
“Ona kendiniz de teşekkür edebilirsiniz,” dedi Tunçay Bey bıyık altından gülerek.
“Şeytan Bey görüşmenin başından beri burada, aramızda bulunuyor.” Bardağına iki buz attıktan sonra pipetini uzun uzun emdi ve boş bakışlarıma yanıt olarak, o kocaman işaret parmağıyla, masanın üzerinde psikopatça beni kesmekte olan kara kediyi işaret etti.

Dünyanın, şahsına karşı kurulmuş bir komplo olduğuna inanan, genç ve avare metin yazarı Musa… Onun, hayatın her alanına derin ve samimi bir merakla yaklaşan,temiz kalpli ev arkadaşı Şaban… Diğer tarafta, gaddar bir kedi tarafından yönetilen, birbirinden tuhaf çalışanlarıyla bir reklam ajansı: Menekşe gözlü sanat yönetmeni Sanem, esmer ve seksi sekreterler Mehtap ile Sevilay, durmaksızın ağlayan yaratıcı yönetmen Çeşme, psişik-sismograf çaycı Ercan… Ve şöhretler: Tesla, Prens Charles, Kaan Sezyum, Küçük Prens, Süpermen ve diğerleri… Özgün üslubuyla, ilk kitabı Tatlı Rüyalar’dan itibaren geniş bir hayran kitlesi edinen
Alper Canıgüz’den yine eğlenceli, heyecanlı ve kışkırtıcı bir absürd macera…

Borges iie Kemalettin Tuğcu’nun aynı kişi olduğunu öğrendiğimde, hayatla bundan daha korkunç bir gerçekle karşılaşamayacağımı düşünmüştüm. Heyhat, ne kadar da yanılmışım.
Dünyanın şahsıma karşı kurulmuş bir komplo olduğuna dair inancımın en güçlü dönemleriydi, işsizdim, güçsüzdüm, çok fazla içki tüketiyordum ve galiba yapayalnızdım. Yine de birileri vardı tabii hâlâ. Mesela Şaban. O vardı, tik önce asker arkadaşımdı. Ayın bölükteydik ve aynı yatakhanede kalıyorduk ama fazla bir muhabbetimiz olmamıştı; merhaba merhaba, hepsi o. Sonra bir gün, yani askerden sonra bir gün, Eminönü meydanında kuşlara yem atıyordum ki, biri omzumu dürttü. Bir de baktım, Şaban. Ayaküstü hal hatır muhabbetinden sonra kendi yolumuza gideriz diye düşünmüştüm, ama öyle olmadı. Kendimizi Piyer Loti’de, bir zamanlar harikulade bir manzara teşkil ettiği iddia edilen bataklığa bakıp çay içerken buluverdik. Eee daha daha nasıldı? Köyden ayrılmaya karar vermişti. Birkaç hafta önce İstanbul’a gelmiş, işe başlamıştı. Ne iş yapıyordu? Serbest çalışıyordu. Yani tam olarak ne yapıyordu? Alım satım gibi. Gibi. Bu konuyu daha fazla kurcalamamalıydım herhalde. Peki ben nasıldım? iyiydim. Ben bir reklam ajansında metin yazarıydım askerden önce, biliyordu değil mi? Yok, bilmiyordu. Öyleydim işte, askerden önce bir reklam ajansında çalışıyordum ben. Ama şimdi bir televizyon programı için metinler yazmaya başlamıştım. O ünlü şovmen vardı ya. ha biliyordu, işte onun programda yaptığı esprileri ben yazıyordum. Pek memnun değildim açıkçası. Olsundu, ekmek parasıydı. Doğru düzgün para kazansaydım bari, o da olmuyordu ki. Bak eşek kadar herif, hâlâ annemle yaşıyordum. Dert ettiğim şeye baktı. Şaban, Beşiktaş’ta Uç odalı bir ev tutmuştu, ev kocamandı ve kirası da uygun sayılırdı, yarısını ödemeye gücüm yeterse yanına taşınabilirdim. Hadi ya, ciddi miydi? Ama nasıl olurdu? Teşekkür ederimdi ama vallahi dünyada olmazdı. Uzatmayaydımdı yahu, neydi yani? O da İstanbul’u doğru düzgün tanımıyor, yalnızlık çekiyordu. Arkadaşlık ederdik işte birbirimize. Dur ben bir düşüneyimdi. Sahi telefonu kaçtı? işte asker arkadaşım Sabanın, bu hoş tesadüften onbeş gün sonra ev arkadaşım oluşunun hikâyesi böyleydi.
İyi bir ev arkadaşıydı Saban. Fazla konuşmuyordu ama soğuk değildi, düzenli ve titizdi ama benim dağınıklığıma aldırmıyordu, her sabah alaca karanlıkta kalkıp namaz kılacak kadar dindardı ama bir kez bile Müslümanlığın güzel erdemlerinden söz etliğini duymamıştım. Hem enteresanlıgı bu gibi şeylerle sınırlı değildi. Diyelim, eve bir akşam köydeki ailesinin gönderdiğini söylediği koca bir tulum peynir, bir başka akşam suşi getirebiliyordu. Ya da yemekte bir şeyler okumak istediğinde, tercihi Mesnevi de olabiliyordu bir seks dergiside. Üstelik her iki materyali de aynı mesafeli ilgiyle inceliyor, her ikisinde de birtakım satırların altını çiziyor ve korkarım bunu şaka olsun diye yapmıyordu. Hasılı Şaban o güne kadar tanıdığım hiç kimseye benzemiyordu. Tek tek bakıldığında az çok normal gibi görünen özellikleri, bir araya gelince tuhaf bir bütün oluşturuyordu. Açıkçası onu nereye yerleştireceğimi pek bilemiyordum, ama onunla birlikte kendimi kesinlikle huzurlu hissediyordum. Bu her şeyden önemliydi.
Metin yazarlığını yaptığım programın yayından kaldırılması pek sürpriz sayılmazdı. Ama bu öngörülebilir felaketin yeni evime taşındıktan sadece bir ay sonra cereyan etmesi, beni çok kötü bir duruma düşürmüştü. Şaban’a özürlerimle birlikte durumu açıklayıp evden ayrılmam gerektiğini söyleyince, yüce gönüllü arkadaşım buna asla izin vermeyeceğini belirtip hen yeni bir iş bulana kadar evin kirasını tek başına ödeyeceğini söylemişti. Çok istiyorsam, bunu borç kabul edebilirdim. Ah ben bu Şaban’m hakkım nasıl ödeyecektim?
Sonra bir akşam, işten kovuluşumun üzerinden aşağı yukarı bir mevsim geçmişken, telefonumuz çaldı. O esnada Saban masada, çilek reçeli ve hazır kek yiyerek eski bir Hayat dergisini incelemekte, ben ise ikinci şarap şişem eşliğinde, kanlı gözlerle televizyondaki popüler talk-shovv programlarından birine bakaraktan sövüp saymaktaydım, ikimiz de faaliyetlerimize karşı tam bir konsantrasyon içinde bulunduğumuzdan, telefona uzun sûre tepki vermedik. Sonunda Şaban telefonu yanıtladı ve “Sana,” dedi.
Sandalyemi devirerek kalktım, gidip ahizeyi elinden aldım. “Buyrunuz?”
“Musa Bey?” Hoş bir seda. Bir hanımefendiye ait.
“Ta kendisi,” dedim beş parasız ve flörtöz.
“Sizi Gizli ajans’tan arıyoruz,” dedi karşımdaki, müjde verenlere özgü bir neşeyle.
“Pardon, nereden arıyorsunuz?”
“Gizliajans. Reklam ajansı, ismimizi duymuşsunuzdur belki?”
“Tabii tabii,” diye geveledim. İsim bana hiçbir şey ifade etmemişti. Gerçi o kadar alkol aldıktan sonra annemin adını bile hatırlayamayabilirdim, o da ayrı mevzu.
“Biz bir metin yazan arıyoruz ve uygunsanız sizinle bir görüşme yapmak istiyoruz.”
Heyecanlanmıştım. “Şu an… Pek uygun değilim aslında.”
Kadın bir kahkaha attı. “Şu an olması gerekmiyor. Ne zaman gelebilirsiniz?”
“Yarın. Yarın gelebilirim. Ama çok erken değil lütfen.” Sabah erkenden kalkıp kusmam gerekiyordu.
“Pekâlâ. Saat onbir nasıl?”
“Evet. Onbir olabilir.”
“Adresi veriyorum. Not edin lütfen.”
Ahizeyi elimle kapatıp Şaban’a seslendim. Kendisi derginin kapağındaki bikinili kadının dişlerini karalamakla meşguldü. Şaban’a elimle not almasını işaret edip telefondaki hanımefendinin verdiği adresi yüksek sesle tekrar ettim, “Tamam. Ben kiminle görüştüm acaba?”
“E-hm, benim adım Mehtap ama siz Tuncay Bey ve Gürcan Bey’le görüşeceksiniz.”
“Evet tabii, affedersiniz. Kafam biraz şey de…”
“Tabii Şeytan Bey de orada olacak.”
Es… Es… Es… Kesinlikle yanlış işitmiştim. “Harika.”
“İyi geceler  Musa Bey. Yarın görüşmek üzere.”
“Hayrola?” diye sordu Şaban ben telefonu kapattıktan sonra.
“Bir iş teklifi sanki?” dedim masadaki sandalyelerden birine çökerek.
“Bu saatte mi?”
Duvardaki saat dokuz buçuğu gösteriyordu. “Bir reklam ajansından aradılar. Onlar çalışır böyle geç saadere kadar.”
“Hayırlısı olsun. Ne zaman başvurmuştun?”
“Hiçbir zaman,” dedim kendime bir bardak daha şarap doldururken. “Öyle bir yere başvurduğumu hatırlamıyorum.”
“Duymuşlar demek ki,” dedi Şaban tevekkül dolu bir tavırla, bikinili kızın omzunda balık tutan adam konulu bir karalama çalışması sürdürürken. “Allah’ın işi işte.” “Ya,” diye onayladım. “Bilemedin, meleklerinden birinin.”
* * *
Gizliajans, Aşmalı mescit’le tarihî bir vakıf binasında kuruluydu. Hani yok pahasına kırkdokuz yıllığına kiralananlardan. Bu türden binaları tutabilmek için insanın sağlam ilişkileri bulunması gerektiğini duymuştum. Muhtemelen böyle bir şey yapmayı çok isteyen bir önceki ajansımın sahibinden. Gizliajans başarmıştı ama bak bizimkinin yapamadığını.
Devasa boyuttaki eski kapıdan girip güleryüzlü ve tombik güvenlik görevlisine ismimi verdim. “Ooo Musa Bey, sizi bekliyorduk,” diyerek masasının altındaki bir düğmeye bastı tombik güvenlik. Girişteki asansörlerle aramda duran turnike biip diye bir ses çıkararak açıldı. “Birinci kata çıkacaksınız.”
Süpersonik asansöre binince oraya girdiğim andan itibaren garipsediğim şeyin ne olduğunu fark ettim; Soğuk. Bina çok soğuktu. Evet, dışarıda yaz mevsimi yaşanmaklaydı ve havalar ziyadesiyle sıcak gidiyordu; ama burada, iklim şartlarını insan bünyesine uydurmaya çalışmakla açıklanamayacak kadar aşırı bir soğutma söz konusuydu. Acaba böylesi çalışanların verimini mi yükseltiyordu?
Birinci katta asansörden inince kocaman, havalı sekreter masasıyla karşılaştım, ikisi de birbirinden seksi iki esmer sekreter beni gülümseyerek karşıladı. Bir önceki gece beni arayan bu ikiliden biri olsa gerek diye düşündüm. Daha seksi ve sanki daha kıdemli görünene yanaştım. “Mehtap Hanım?”
“Buyrun?”

“Ben Musa,” diye tanıttım kendimi, “iş görüşmesi için gelmiştim.”
“Bir dakika lütfen,” dedi Mehtap bir önceki gece yaptığımız konuşmayı hiç hatırlamıyormuşcasına. Muhtemelen hatırlamıyordu da zaten. Sonra da önündeki sofistike telefonun bir tuşuna bastı. “Musa Bey geldi efendim.”
Dört-beş saniye süren -ve bana çok manasız gelen- bir sessizliğin ardından hoparlörden ince bir erkek sesi geldi. “Gönderin içeri kendisini.”
“Sizi bekliyorlar,” dedi seksi, esmer ve kıdemli sekreter Mehtap, eliyle kendi solunu işaret ederek. “Şöyle ilerleyin, paravanın sağına dönün, karşınızdaki oda.”
Sözü edilen odanın önünde durup derin bir nefes aldıktan sonra kapıyı vurdum. “Giriniz!” diye cırlak bir ses geldi içeriden.
Odaya girdiğimde karşılaştığım tabloyu tuhaf diye nitelemem herhalde abartılı olmaz. Birbirine dikey konumda yerleştirilmiş iki masa ve bu iki masada oturan iki adam bulunuyordu odada. Daha küçük ve girişe daha uzak duran masa takım elbiseli, mahzun yüzlü bir adama aitti. Kırk yaşlarında falan vardı herhalde. Alnı hafif kelleşmişıi ve gözlerinde hüzünlü bir ifade vardı. Hatta ne hüzünlüsü, adamın gözlerinden düpedüz yaşlar süzülüyordu. Mevcudiyetimin farkında bile degilmişçesine, bakışlarını uzaklarda -ve aşağıda- bir yerlere dikmiş, sessiz sessiz ağlıyordu. Daha büyükçe ve doğal olarak daha sorumlu kişiye ait olduğunu tahmin ettiğim masanın üzerinde, parlak simsiyah tüylü bir kedi uzanıyor; arkasında ise ince uzun, çekik gözlü tuhaf bir tip oturuyordu. Eski püskü bir tişört ile garip bir şort giymiş, çoraplı ayaklarına da kocaman mavi sandaletler geçirmişti. Masasında, artık içinde ne zıkkım varsa, pipetli bir bardak ve ne hikmetse küçük bir de buz kovası duruyordu. Ağlayan adamın aksine, bu sefil ile kedisi gözlerini bile kırpmadan bana bakıyorlardı.
-Affedersiniz.” Bakışlarım ister istemez gözü yaşlı müstakbel amirime kayıyordu. “Ben daha sonra gelebilirim dilerseniz, ”
“Hayır hayır,” diyerek ayağa kalktı sandaletli sırık. -’Düşündüğünüz gibi değil. Ben Tuncay, Ama Tuncay değil, dikkatinizi çekiyorum, Tuncay. Hoşgeldiniz.”
“Musa,” diyerek onun elini sıktım, tedirgin bir biçimde diğer masaya yöneldim.
“Gürcan,” diye inledi diğeri, ama ne elimi sıktı ne de yüzüme baktı.
“Buyrun, şöyle oturun lütfen,” diyerek beni kendi masasının önündeki koltuğa buyur etti Tuncay Bey.
Gösterdiği yere oturdum. Boğazımı temizledim, sağa sola baktım. Ne söylemem gerektiği konusunda hiçbir fikrim yoktu, O yüzden, aslında korkunç bir yaratık olduğunu düşünmeme rağmen, “Aman ne şeker şey,” diyerek kediyi okşamak üzere elimi uzattım. Allah’ın cezası hayvan nasıl pıhladıysa, oturduğum yerden sıçrayarak elimi geri çektim. Betim benzim atmıştı. Tuncay Bey hiçbir şey söylemedi, ama sanki yüzünde belli belirsiz bir sırıtma peydahlanmıştı.
“Metin yazarısınız,” diye söze başladı Tuncay Bey,
“Öyle sayılırım, evet.”
“Güzel, Bizim de bir reklam yazarına ihtiyacımız var. Genel olarak basın ilanları hazırlıyoruz. Bunun yanı sıra el broşürleri, föyler… Bunun gibi şeyler. Televizyon reklamı yok denecek kadar az. Aslında şimdiye kadar hiç televizyon reklamı yapmadık ama müşterimiz bütçesini artıracak olursa bunu da düşünebiliriz…”
“Müşteriniz mi?” diye girdim araya. “Bir tane mi müşteriniz var yani?”
“En az sayıda müşteriye en kaliteli hizmeti vermek: Ajansımızın felsefesi budur.”

“En az sayıda, öyle mi?”
“En az sayıda. Düşünürseniz en kaliteli hizmeti sunmanın kaçınılmaz sonucunun bu olduğunu fark edersiniz zaten. Her neyse, burası sizi fazla ilgilendirmiyor. Mümkün olan en kısa zamanda işe başlamanızı istiyoruz.”
Doğrusu şaşırmıştım. Beni geçmişim, eğitimim, hobilerim falan hakkında bir sürü zırva soruya boğmayacaklar mıydı yani? Aslında gerek işverenin gerekse işçi adayının manasızlığını baştan bildiği bu aşamayı pas geçmeleri iyiye işaretti sanki. Peki olup bitenlere en ufak bir ilgi göstermeksizin, katatonik bir pozisyonda masasında zırlamakta olan bir patron neye işaretti? “Affedersiniz ama bir şeyi merak ediyorum,” dedim. “Reklamcılık deneyimim çok az… Üstelik yaptığım en iyi işler de müşteri baskısı falan yüzünden güme gittiğinden, ortada doğru düzgün bir portföyüm de yok. Bu durumda, sorabilir miyim acaba neden ben?”
“İsminizi ‘İnleyen Saatler’ programının jeneriğinde gördük,” diye hiç beklemediğim bir yanıt verdi Tuncay Bey”Çok seviyorduk biz onu. O programdaki metinleri siz yazmıyor muydunuz?”
ister istemez güldüm. “Hay Allah! Vallahi bana sorarsanız o program tam bir fiyaskoydu. Programın sunucusu yazdıklarımı mahvetmek için elinden geleni yapıyordu. Her yayından önce metinlerdeki esprilerin neler olduğunu ve nasıl okunmaları gerektiğini anlatmak için kırk saat uğraşıyordum kendisiyle.”
“Ama biz yine de çok seviyorduk,” dedi Tuncay Bey buz gibi.
Ne diyebilirdim ki? “Ne diyebilirim ki,” dedim. “Teşekkür ederim.”
“Ücret konusunda ne düşünüyorsunuz?”
Doğrusu hiçbir şey düşündüğüm yoktu. Hızla ev kirasının ve kabaca mutfak masrafının yansını hesaplamaya çaIıştım ve üzerine de üç-beş kuruş harçlık koydum. Kendinden emin görünmeye çalışarak, “En az iki bin lira,” dedim.
“En çok?” Az daha aptal gibi bu soruyu da yanıtlıyordum. Neyse ki Tuncay Bey’in alaycı gülümsemesini fark edip tam zamanında sustum. Hakikaten bir iş görüşmesinde “en az” şu kadar para istiyorum demek kadar budalaca bir şey yoktu. “Pekala Musa Bey.” dedi Tuncay Bey. “Bu para uygun. Dediğim gibi en kısa zamanda, mümkünse yarın sabah işe başlamanızı isteriz. Saat dokuzda işbaşı yapıyoruz. Beşte paydos. Çok özel bir durum olmadıkça bu saatten sonra ya da haftasonları çalışmanız gerekmiyor.”
Tuncay Bey kimseye danışma gereği duymadan beni işe alıvermişti. Görünüşe bakılırsa Gürcan Bey’in orada bulunmasının tek nedeni, aynı odayı paylaşıyor olmalarıydı. Sekreterin telefonda sözünü ettiği ve hesapta görüşmede bulunacak üçüncü kişinin durumu neydi, onu hiç bilemiyordum. Anlaşılan sekreterin ciddiyetinin aksine kimsenin fazla takladıgı yoktu bu işe adam alma meselelerini. “Çok teşekkür ederim,” dedim. “Yarın dokuzda buradayım.”
“Hayırlı olsun Musa Bey,” dedi Tuncay Bey. Ayağa kalkmak üzere koltuğunu geriye doğru iterken âdettendir diye de, “Sizin sormak istediğiniz bir şey var mı?” diye sordu.
“Evet,” diye hayal kırıklığına uğrattım sandaletlerin efendisini. Usulca kıçım koltuğuna yerleştirdi yeniden. “Burası neden bu kadar soğuk?”
“Çünkü soğuk sağlıklıdır,” dedi Tuncay Bey büyük bir ciddiyetle. “Hayattaki bütün kötülükler sıcaktan kaynaklanır. Neden daha uzun yaşayan canlıların daha düşük vücut ısısına sahip olduğunu düşünmediniz mi hiç? Ya da yüzyıllar sonra insanoğlu ölümsüzlüğün sırrını bulunca tekrar hayata döndürülmek isteyen kimselerin, neden vücutlarını yaktırmayı değil de dondurmayı tercih ettiğini?”

Etiketler : fatih
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Yorumlar

Yorum Eklenmemiş...

Yorum Yaz

Adınız: *
E-Mail Adresiniz: *
Web Sitesi:
Yorum: *
Güvenlik Kodu: *
 
Son Gönderilen Tweet
  • Loading Tweets..
FikriMühim
Arama
  Ara
Sohbet
Edebiyat Haber
Photobucket
Birazoku
Ne Yapmalı?
Tag Cloud
Etiketim Talat ALTUN Muhammed (s.a.s) Kur Aşk tarık tufan kitap tanıtım gözlerin ,title= tufan çiçek çok özledim dilimin ucunda İbrahim Tenekeciden.. İbrahim Tenekeci/ Uçuş Denemeleri ibrahim tenekeci Güzellik Uykusu Sevgi Güzel Aşk Sözleri İlginç Sözler Derin sözler manalı sözler Şiir i.tenekeci İbrahim Tenekeci Ağır Misafir bülent Akyürek İçinizdeki Öküze OHA deyin kadınlar üzerine erdal demirkıran güzel sözler otun değeri sigara zina alkol serdar özkan kayıp gül timaş yayınları sevmek sevilmek küçük iskender fotoğraf küçük iskender,şiir,şiirler,fotoğraf,aşk güzel çocuk Güzel Söz Küçük İskender buna ayrılık denmez Cemal süreyya senin kapın olsun açılan Nazan Bekiroğlu ceyhun yılmaz simit cennet simit parası ile cenneti satın almak ALLAH Hz.Musa Seven Razı Olur bediüzzaman arkadaşlık siz Hangi Harfsiniz Kuranda Kelam-ı Kibar gafil kişi İman ve Can üç nokta ah yusuf ile züleyha ayine-i devran Yusufun duası Yusuf olmak yusuf olmak bir erdemdir Mehlika AsilTürk Sahip olmak zor Aşk Dediğin beklemektir sadakat Elif Şafak Mahremiyet Dost Dostum insanlık sevgili insanlık anna Onlar Gitse De Kokuları Kalır Üzerimizde - senai demirci gözlerime kapatma davası açın ölen kızlar için ninni islami işletim sistemi ubuntu linux Hadis-i Şerif zaman yusuf olabilmek video ölüm ve kabir Sabah Namazına Nasıl Kalkılır ? namaz sabah dua duanın önemi merhamet bir gün gelir gitmek gerekir her yerden tiki ümmet cool naat esra elönü elif vav elif olma vav ol sen herşey değilsin ayrıldıktan sonra geyik komedi kız arkadaşın yokmu diyalogları gençler alkol var mı komik şeytan şeytan müşteri hizmetleri La sonsuzluk hecesi sevgili dost hayal meyal haleti ruhiye yetmez mi hüsrev hatemi Karanlık Öyküler ismet özel neyse ayrılık cümle kelime katlimden sonrası PAŞA ÇAYI ve CAMİ YAPTIRAN BEYNAMAZLAR… NAZIM okudum ama HİKMET’ini göremedim… facebook veda 4 ay kpss filistin çocuk islam savaş acı hikaye nazım hikmet züleyhanın yükü tek ayak iki güvercin bırakma yaşamak cahit sıtkı tarancı desem ki vuslat nebi bir baba baba boğuluyorum huzur Ya Hak Ya Rab Üşüdüm Anne üşüdüm anne beklemek ruhum bedenim karanlık uzak şehirleri başörtüsü hayat ben nereye gidiyorum kaldırımlar belediyecilik belediye zor zamanlar peyami safa doğum günüm cumagünükutlamaları Aşksız kadınlar coğrafyası Hilal akçay tarık tufan anna doğunun uçkuru batının fermuarı Tikky Tesettür Converse Hicab... mustafa saka Lailaheillallah strese girenin imanından şüphe ederim bir adam girdi şehre koşarak gençislam.com ayın üyesi madlove web siteleri için konuşan insan animasyonu kpss ertelendi tecvid dersi gibi mektup ramazan bayramı gencdergisi gencgonulluyuz Güncellenmemiş Hayat Bilgisi Dersleri çocukların öldüğü her yer gazze tarık tufan kalk kudüse gidelim sevgilim yalnızlığınız nasıllar ? Sizin hiç hayatı kaybettiğiniz oldu mu? Birazdan Yıldırımlar Düşecek Kentin Sokaklarına Psikiyatristler, Modern Mesihler bahanelerimiz kızılderili atasözü facebook çanta facebook çanta sırrı kızlar arasında facebook sırrı level dershaneler kapatılsın parklar yapılsın kalp ve göz Aşk... Ezelde bir merhaba idi; hâlâ ki odur... döngü sır katibi Kâtib-ül-esrar Öyle çok pazarlık ettim ki hayat rehberi Ya Sen Gel Sevgili, Ya Ben Geleyim... Dört Elif Miktarı Uzayan Sevgiler Gibi.. ismail kılıçarslan-cinnet modern murat menteş murat menteş başörtüsü bildiğim birşey varsa ümit yaşar oğuzcan ali şeriati aşk ve sevgi seni düşündüğüm türkü afşar timuçin ölüm.. kendimi arıyorum meşgul çalıyor fark olmalı fenerbahçenin 29.yılı yeni yıl Sunay Akın Cahit Zarifoğlu c# console application kullanıcı tanımlama selver küçüktepe/git mitat gezer murat ince / git Alper Gencer, Hep / Hİç ben senin için sigarayı bıraktım kadın alper gencer peygamber murathan mungan yaralar kumru neden kumru ahmet şerif izgören yağmur ıslak ali ural imtihan yaşam yazar melek Gökay Birkan Sucaklı soruyorlar evli misin kader kısmet 21.yy. da halimiz 10 yıl önce türkiye 10 yıl sonra türkiye kemal kılıçdaroğlu ke-mal kılıçdaroğlu vaatleri yalandaroğlu dağıtamıyor hiçbir güneş BLOG SQL oğullar ve rencide ruh alper kamuda intihar etti fatih emrah serbes Ali lidar Yatağını şaşıran bir ırmak Önce göl olur, sonra yok.. -Doğanın kanunu- çocukluğumuz annelerimiz sokaklar kim istedi bu düzeni terli terli su içmek sokak araları eskiye özlem ahmet kaya korkarım kahretsindi hep arkada hayatın dikişi tutturamadık ömer karaoğlu vesaire hatıra defteri ölümlü hayatımın ölümsüz sevdası ah muhsin ünlü ben unuttuğun gibiyim hala kirliyiz biz dünya kirli elimiz ayağımız kir içinde ateş üzülmeyin elbet gidişat hasarım büyükmüş labirent dünya bıçak boğaz mavi bir ölüm seyfullah kartal [HQ] video izle Alper Gencer, Ölmek Gibi Sevmek elime elin karadenize sis içimde ki cayırtı 1 Tomi Polisler Cehennem zebaniler İçimdeki cayırtı 2 cart bahattin ses bombası alper kamu alper canıgüz yeni kitaptan kesit oğuz bal güneşim gülüşüm bereketim çıplak dengesiz elbise mutluluk dublörün dilemması nuh tufan erken kaybedenler bülent akyürek e ithafen israil diplomasi içimdeki cayırtı 3 tinerciler hırsız hayvan tomi içimdeki cayırtı 1-2-3 tominin maceraları okuma listesi murat menteş kitapları pkk çin malı doğu türkistan israil malı kulanma gavur icadı cep telefonu kullanma islamik martavallar ahd ettim güleceğim gözlerim kanarcasına ah ettim reankarnasyon intihar sebebim hatırla Yazilmis tum şiirleri dalgalar aşıyor talihim yok bahtım kara nasipsizim ben saçmala karşımda aşkı gözlerimde ara çırpınış herşey öylesine üç nokta. düşlediğim gerçekler gerçekleşmeyecek küçük çocukların gökkuşağı yandım yağmura yalın ayak kararsın dünyam meymenetsiz surat mananın manasızlığı kapkara gündüzler doldum ben taşıyorum beyler asıl diye birşey yok ah bu ben uzak durun ey acılar ah ben çok saçmaladım rabbim kimsesizliğim sonradan beklemedim say gitsin ! yansın içim pişmanlık affı tabancamı uzat bana asi yüreğim ayşe şasa delilik ülkesinden notlar bir ruh macerası kemal sayar çay kafayı bulunca sayfalarca neyine tutuldun bu adamın kaç yüzlüyüm ben üzül yukarı çıkmak için üzül Körpe Çocuk Misali.. l gözüm kulağım dilsiz sağır yüksek ses Peşine Düştüğün Hayal Bizim Değil Çocuk ! uzaklar gelin lan sakinlik militan insanlıktan çıkmak nefretim kaçmak sohbet elveda kalp kan pompalama görevi hurda kakalamak anılarım yaşanmamışlıklarım lanet sahte palavracı keşkeler bir çay bardağı aksiyim karadeniz anormal arkadaş heycan sessizlik tek göz evimden gece yarısı saçmalıklarım toplum saf katil ordu cinayet 3 haziran 2011 yalanlar dayan gökyüzü mavi ezilme görev insanoğlu şehitler ölmez doğumgünüm dört mevsim aksi kırgın kızgın 23 uçurumlar gazete parçası ikinci bahar kanlı hayaller karanlığım benim sevgilim Ok, k.i.b. , bye, optum. Ayiya dayı ışık uyan sendeleme millet koca bir hiç müptela fiyasko asfalt gemi ağır ağır git sancılarım ahmet altan beni tut kadir gecesi nankör insanlık kelimeler sacmalik bu şehir sadece gidiyorum bir çift yaşlı göz cennetin anahtarı ruhsuz insanlar silik çizgi sermaye yalan söylerken samimi misin adamsın! Dürüst doğru sahtekar çalınan hayaller kitaplarım notlarım uçak olmuş çuval kırk haramiler eylül gibisin yaprak dökümü ah o gemide bende olsaydım bilişimci imam kısa bir not git bu şehirden sonbahar ayna ayna binbir yüzlü insanlar bağırmak yasak hayallerim frekans sabr şiddet satılık düşler kiralık hayaller kafa bu hüzünlerim savaşlarım çocukluğum Sabretmem gerek uzaklaşmam gerek Zor olacak ileri geri selam nefret varım zihnimde ki meşguliyet. bedevi çöl serap hapis sorular düşünceler sıralı cümleler2 eşek at su çiçekler cüzdan cahil kestane talat altun formspring sorun bana facebookdan aparılma cümleler sıralı cümleler3 Pişman olmamak için yeterince pişman olmayı başarabilmek Bu bir soygundur hayal zabıtası karanlığım tehditkar cümleler yıllar Türkiye beyin falsolu düşünceler tahribat muhafızlar kahve facebook profilimden aydınlık-karanlık zıt yönlerin hoşluğu kraliçenin pireleri yalnız hüznü vardır kalbi olanın gencyazarvesanatcilardermegi amelbook harun kırkıl BlogSA Eklentileri BlogSA Facebook beğen butonu otomatik facebook beğen butonu BlogSa FacebookLike BlogSA FacebookLike Eklentisi Zor adam! leyla ile mecnun Kelimeler Albayım, Bazı Anlamlara Gelmiyor [ Tehlikeli Oyunlar - Oğuz Atay ] blogsa ismail kılıçarslan meksika sınırı iyi günler ilerde anneanne bumerang blog ödülleri adayı talataltun.com hasta yoğun bakım ünitesi morfinli düşünceler Gözlerim karanlıkta Mezar ruhunuzda patlak Hücreler Kuşadasında Paris oğuz atay tutunamayanlar korkuyu beklerken Filistinli Anne franz kafka Milena yandım kul oldum gökhan özcan Mabel Matiz Arafta talha bora oge korkmuyorum aşktan yaşıyordum ben hayal dünyası ideal dertlenmek sağlam yürek hürriyet advertorial koşarak tökezlemek ağır aksak cinayet sebebim el ense ata demirer tek kişilik dev kadro 2 full sayha dergi aklım çıktı koca gökyüzü parla sön dinlen bir nefes al dinle Hatasız Kul Olmaz parçasına Murat Menteş yorumu Murat Menteşin roman listesi mola yok aklından geçen en iyi 10 türk romanı Sizin hiç sokaklarınız kayboldu mu? güne başlamak turgut uyar ismail abi gidelim buralardan şekerpare’ler izmir’e dönmeye programlıdır üzülme Hoş Geldin Ya Şehri Noel(!) kahverengi göz vazgeç benden sessiz tutsak güneş WEB SİTESİ OLMAYAN ŞİRKETLER. DİKKAT !!! Fatih Aytekin SelcukAjans 4TWeb Hosting Rahmetle... mehmet akif ersoy kolpa bir teselli ver kitap okuma pozisyonlarım özledik seni kardeşim BİR DELİNİN MAL BEYANI.. İSTANBUL erhan güleryüz özlemek savruldum koca bir fırtına Yiğit Özgür Gideceksin.. Bir eylül ayında ve günün herhangi bir vakti gideceksin Puslu bir eylül ayında gideceksin. Yokluğuna alışmamalıyım. Fetih 1453 insanda biraz acı flört günlerimizi hatırlıyormusun ? Gina G-Ti Amo Kadın Cenneti Ayaklarının Altından Attı Ve Topuklu Ayakkabı Giydi... Bir bumads advertorial içeriğidir. KADERİN ELİNDEKİ USTURA Dublörün Dilemması adım adım film olma yolunda.. Kelimeler Albayım, bazı anlamlara gelmiyor… İbret alana bu fotoğraf çok şey anlatıyor! tarık tufan selçuklu söyleşi ya sabr Gel dedim gel dedim gelmedin yarim.. ali ayçil-çürük Güven ADIGÜZEL Dağınık bıraktığımız tüm zamanların adıyla başlamıştık çünkü hayata… İstiklal Marşımızın Kabulü Gitmemek ve dönmemek Google Artık Sesli Arama Yapabiliyor! A.Şerif İzgören miras Şimdi çiçek açma vakti bu büyük sevdaya Eylül Aralık Bir şey var aramızda Gülüşerek Artvin-Şavşat Yerden Göğe Güzellik Şavşat HD (Bölüm 1-2) İsviçreli hücremizi bilim adamları Aşkname Aşık olduğun sevgili ölenlerden olmasın.. Şibli (k.s) İskender pala mecnun iskender erdal bakkal -Leyla ile Mecnun- reçel Seyfullah Kartal- Mavi Bir Ölüm Bu kadarı çok fazla. ihaneti şık duran insanlar Bloğumuz tekil ziyaretçi sayısı ziyaretçi google analytics ( Suskunlar ) Ahmet Kaya - Penceresiz Kaldım Anne İçerden Ölmek- Robert Silverberg acıklı Kömür ve kül çürüme - Fazıl Hüsnü DAĞLARCA / İnsan Ateşi - ağrıdıysa Ekmek leyla ile mecnun - mecnun geçmişe gitmek için tcdd gişesinde Bloğa Nasıl yorum yaparım? korkma ben varım suskunlar " bu yara bitirecek seni" Biscolata Püskevit Reklamı - Leyla ile Mecnun Kazak ördü diye kız mı istenir, Zeki? formspring.me Maymun iştah hikayeleri- giriş,gelişme, sonuç. Garanti Bank reklamlarında bunu demek istiyor olabilirmi sizce Bir Küçük Zaman Pilli Bebek -Olan Biten Mustafa Ulusoy - Yaratıcıya Surat Asmak “Sakine’nin Mil Çekilmiş Gözleri.” Haybeden kendini avutmaca -1- İsyaaeeeeaann Gönül İşleri Bakanlığı Babalar ve Kızları Acizane haykırışlar tesettür style tesettür sitil islami style Ön yargılı değilim ben! // A.Cahit Zarifoğlu Kendini avutmaca -2- İşte Aranan İkili: Projektör ve Kamera Mesafeler Ağlama karanfil Eşref Ziya Terzi Huzur bu kadar basit bir denklemdir işte « Tarık Tufan » Çay isteyen? Gitmeler.. Dönmeler.. Öfkeler.. Bir bavul Şule Yüksel Şenler elhamdülillah! Not : Sıcağı seviyorum Hayattan derin bir nefes çektim [korkma ben varım] Yahya bin Muaz Rum Kayzeri Kisra Karun Firavun Ebu Cehil Ebrehe Diyelim siz birine âşık oldunuz Murat Zelan Sebepsiz hüzünlenenler var mı aramızda? Burak Aksak Öyle bir andı. Sonra ben uyudum! Sana kız vermem SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM, ÇİÇEK ABBAS, DEVLERİN AŞKI doğa için çal 4 Artık kıyamet daha yakın Bir Öykü Kadar Kısa, Bir Roman Kadar Derin Hayatlar Murat Karaca Otomobil Jantı, Tarantula ve Pırasalar iskender pala OD Nasılsın? Ne oluyor Yavuz? blogsa son twitler eklentisi BlogSA Son Twitler Eklentisi Kullanıma Hazır! Beni neden sevmedin? Sosyal Mesaj Sahte profiller hangi amaca hizmet ediyor? sahte profil çılgınlığı sosyal ağlar NEYDİK NE OLDUK Ah bu şarkıların gözü kör olsun mantığın kabul etse de ruhun kusar o çorbayı! necip fazıl kısakürek Şimdi bir de türkü tuttur derinden Ferruh Ferman Konyanın gerçekten bir tramway çilesi varmış arkadaş! Kampanya 1 blog kurulumuna 3 kitap Mutlu musun ufaklık? karmate Ben Sadece Ben Olmak İstiyorum ve ben gün aydınlıktır diyorum hala Tercihlerimiz.. Takipcilerimize facebook sayfamız derdimi anlattım, sözü yormadan Tanınan değil, bilinen biri olmak istiyorum.. fermuarın mucidi Yanlış bir şey yapmıyorum ben Zeki kadınsın.. maillist abonelik Bende atipik şizofreni var Behzat Ç. Saçma sapan konuşma la Kitaplarımızı kurban etmeyelim daha fazla bu nasıl bir bağ Merak edenlere bloğumun hammeddesini -hammaddelerini açıklıyorum canımın için böyle şeyler yalnızca romanlarda olur. “Karına sıcak tuğla basmayı öğretecem” Çalı çırpıyla uğraştırma kızım beni! donatello , mikalenjelo , leonardo , rafeel , Bedri =) Öyle karşıla ki Blogsa Yazılara Smiley Eklentisi Cinnet geçirmeye çeyrek kala sedat uçan-yalan dünya zaman tünelim sıralı cümleler5 hayatının önünden ali ayçil bugün inceyim kararlarımız iyi hatırlıyorum Aldırma ALLAH(c.c) bizimle! kararlıyım taviz edi ile büdü ben böyleyim konya kültürpark Soluksuz kaldım, nerdesin ? Suskunlar / Iska(İbo) - Bir Fırtına Tuttu Bizi Sen bana Fransızca ağla ben sana Türkçe.. Anlayacağın her şey Allahın emri Acıkmıştı, sigortalı işçi Onur Akın Geceyi Sana Yazdim Ne sen Leyla olabilirsin, ne ben Mecnun..
Blog Sayaç
Twitter Takip