Şiddetin Dert Hali: Dublörün Dilemması /Murat Menteş
Yazan: Gül ÇİĞDEM
“Ehemmiyetsiz bir muammaya zararsız acayiplikler takviye ediyorum-Nuh Tufan”
Şiddete meyyalini her fırsatta felsefeci üslubuyla ve kelime cambazlığıyla savunan yazar Murat Menteş, bir polisiye romanla karsımıza çıkıyor. Eskiden amatör olarak boksla uğraşan yazar, yumruklara daha fazla dayanamayınca bu kez kalemiyle edebiyat ringlerinde bizi selamlamayı uygun bulmuş. İyi de etmiş. Çünkü kalemindeki ince mizah her yazarda bulunmayan cinsten. Bir okur gözüyle eleştirdiğim de ise; kullandığı ilginç kelimelerle uyanık zekasının bize her fırsatta yumruk gibi sunduğunu fark ediyorum. Onu daha önce Kaosa Mütevazı Bir Katkı’yla yine kendine has mizahi satir anlayışıyla medyayla uğraşırken rastlıyoruz. Sonra da Aynalı Barikatlar kitabında teröre yumruk sallıyor. Kalemi onun en yakın ring arkadaşı.
Kitabı ilk elinize aldığınızda ‘bu isimde neyin nesi!’ diyesiniz geliyor: “Dublörün Dilemması” Kitaplarındaki isim tercihleri, edebi alanda laflarının hiç de hafife alınacak türden olmadığını en basit örneği.
***
Eserde albino olan bir gencin -zaten traji-komik olan- hayatında yasadığı tuhaflıklardan ilginç bir kesit sunulmuş. Nuh Tufan yetimhanede büyümüş ‘şiddete meyyali vallahi dertten olan’ hayattaki nakavt halini diline ve zekasına yüklenerek dolayısıyla hayata havlu atmamak için direnen bir gençtir. Aslında baş karakter, Murat Menteş’in hayatına bir benzerlik sunmakta ve belki de karşımıza kendisinden bir kesit olarak Nuh Tufanı dublörü olarak kullanmaktadır. Ki hikayede de Nuh Tufan başka hayatların yerine geçen bir dublörü canlandırmaktadır. Tahsil hayatındaki tiyatro macerasını hayatına bu şekilde geçirmektedir.
Olay, İstanbul’da bir öğrenci evinde okuldan ümidini keşmiş meteliksiz kalmış Nuh Tufan’ın ilginç para kazanma metotlarıyla başlıyor. Şant Ajans adıyla gayri meşru bir ajans kuruyor öncelikle.” Sayın yetkili rakibinizin canından bezmesini mi istiyorsunuz! O halde bize adını söyleyin!” şeklinde bir sloganla yola çıkıyorlar. Dedikodularla karalama kampanyasına ilk ve son olarak Meyvertigo isimli meyve suyunda deniyorlar ve tiyatro kabiliyetleriyle tamamıyla bu meyve suyu fabrikasını iflasın eşiğine sürüklüyorlar. İyi de para kazanıyorlar. Komşuları önemli şahsiyet Umur Samaz’ın köpeği kaçırılıp fidye isteniyor fakat saf öğrenciler komşuları tarafından köpeğin gözleriyle izlendiklerinin farkında değiller. Umur Samaz, köpeğine itinayla bakan ve ilginç bir roman karakteri olabilecek Nuh Tufan’ı gözlem altına tutuyor. Ta ki olayları karıştıran Umur Samaz cinayetine kadar. Nuh Tufan pişman oluyor yaptıklarından ötürü ve kendine çöplüklerden topladığı eşyalarla ilginç bir çöplük dükkanı açıyor. Lakin Nuh Tufan’ın yegane dostu zeki karakter İbrahim Kurban yine deneyler peşindedir ve bu kez canlı doku hücreleriyle insan maskesi yapmayı başarıyor ve bu başarı Nuh Tufan’a yeni bir iş kapısı açıyor. Yine bir ilanla ” Aynı anda iki yerde birden mi olmanız gerekiyor bizi arayın” ve binlerce telefon geliyor yağlı müşterilerden. Tercih Ferruh Ferman oluyor ve onun kılığına giriyor Nuh Tufan. Ama başına ne türlü dert açtığının farkında olmuyor ne yazık ki!
Hadiselerde ismi geçen kişiliklerin adları da hayatları kadar bir o kadar ilginç. Nuh Tufan’ın biricik dostu İbrahim Kurban, dublörü olduğu Ferruh Ferman, Ferruh Ferman’ın eşi Roza Silahlıpoda, Ferruh Ferman’ın sevgilisi aynı zamanda Nuh Tufan’ın biricik aşkı Dilara Dilemma, gizli servisten Habip Hobo, Nuh Tufan’ın komşusu Prof. Umur Samaz ve eşi Su Samaz ve mafya, aynı zamanda Rozanın ağabeyi baş belası Rıza Silahlıpoda…
Öyküde 4 önemli karakterin kendisini ve yasadığı olayları anlattığı bölümler var. Her biri aynı olay örgüsünün ilmekleridir ve olayları her biri kendi gözünden anlatmıştır. Bu da hikayeyi daha canlı kılmıştır. Olay baş edilmeyecek bir hızla ilginç bir zincirle uzar gider. Heyecanı kesmeden güzel bir seyir alırsınız.
***
Mafya ve iş dünyasının ilginç bağlantısı, cemiyet hayatındaki insanların zavallığına dair notları derkenara sıkıştırıyor yazar… Can acıtan aşk olmazsa olmazı öykümüzün. Kendi kimliklerinden çıkmış ödünç hayatlarla yasayan bezginleri ve hayatın maskelerle örülmüş, insan ağına sıkıştırıldığını bize trajediye komedi unsurları katarak, işin içine cinayet muamması sızdırarak sunuyor yazar Murat Menteş.
En ilginci de olayın sonunun kitabın ortasında bitmiş olması ve okuyucunun kitabın sonundaki yasadığı ağız dolusu şaşkınlık. Bu durum Murat Menteş’in gençliğindeki sihirbazlığından arta kalan küçük bir sihri olsa gerek. Aynı zamanda yazar olayın sonundan başlayıp kitabın ortalarına doğru tekrar gönderiyor okuyucuyu. Sondan başa doğru farklı bir düzlemde macerayı aktarıyor. Bu da ilginç ve özgün bir anlatım tekniğidir ve olayı taze tutar.
Alper Canıgüzün dediği gibi “…hiperaktif bir zekanın ürünü,bu baş döndürücü macerayı okumak büyük keyifli”
Kelimeleri böylesine mahirce kırbaçlayan Murat Menteş’i okumak için ne bekliyorsunuz!
“Şiddet bizi ‘uzlaşma’ denen bulaşıcı hastalıktan korur…”
Bu Yazı Yolcu Dergisi’nde yayınlanmıştır.